
dün gece pe.yot.eydik. harun, tuna ve ben. her zaman ki gibi, barın köşesinde hani. üçledik köşeyi. volum yükselene kadar sohbet ettik havadan sudan. sonra epey bi içtik, dans ettik. geç vakitti eve geldik. sabah beni yine öpücükleriyle uyandırdı. gözlerimi açamıyordum. uykumu açmak için gıdıklıyordu durmadan, ben güldükçe o da gülüyordu. harun'un beni en çok sabahları sevdiğini düşünüyorum bazen. onca kavgaya onca gerginliğe rağmen her sabah beni öpücüklere boğarak uyandırması güne güzel başlayacakmışız gibi geliyor her defasında ama yine her defasında fiyaskolar bırakmıyor bir türlü peşimizi. ...kalkıp içeri gitti. ben bi süre daha uyanmaya çalışırken yatağın içinde dizlerimi çeneme doğru çekip ellerimi sarmış ne düşündüğümü bilmeden oturuyordum. belkide biliyordum.yada en iyisi itiraf edeyim. bu odanın ve evin çeşitli yerlerindeki fotoğrafları düşünüyordum. kalbime iğne gibi saplanan o bakışlardan kaçamıyordum. hangi odaya girsem beni görüyor, beni takip ediyordu sanki. en çokta yatağın çaprazında duran komidinin üzerindeki fotoğraf. ne zaman yatak odasında o fotoğrafla göz göze gelsem. hissettiğim tek duygu, ikimizinde birbirimizi nasıl kıskandığımızdı. ikimizde aynı adam tarafından seviliyorduk. aramızdaki farksa onun ölü, benimse canlı olmamdı. harun'un ölen karısı ve ben... ikimizde böyle olsun istemezdik ki. belkide ikimizde olmamız gereken yerlerde değildik. o ölemeyecek kadar güzeldi, bense onun bize bıraktığı yükü taşıyamayacak kadar yorgun ve yıpranmıştım. onun ölümüyle harun'a bıraktığı yokluğu bende var olmuştu. harun'un o fotoğraf çerçevelerini kaldıracak cesareti, benimde de artık bir ölünün göz hapsine tahammülüm yoktu. beni sevdiğini biliyordum, agresifliklerinin ardından, bana her sarıldığında pişmalıklarınıda.
unutmaya çalışmasını, yada unutmasını beklemem bencillik olur evet ama alışmış gibi gözüküpte hala onu yaşatmaya çalışması beni eziyor.
ilk zamanlar anlayışla karşıladığım, hatta beni hiç rahatsız etmeyen evin hertarafındaki o fotoğraflar şimdi huzursuzluğumun ve üşümelerimin sebebi. harun mutfakta çay koyuyordu kahvaltı için, ben üşümeye başladım. sonra birden gözlerim tuvalet aynasının önündeki parfüm şişelerine takıldı. henüz bir kaç gün önce aldığım parfümün aynısından duruyordu. ya daha önce farkedemedim, yada saklı olduğu yerden yeni çıkarıldı. şişenin dibinde iki parmak kalınlığında kalmıştı. eski olduğu beliydi. nasıl olurdu ki bu? şimdi biz onunla aynı parfümü mü kullanıyorduk? yani şimdi iki gündür, boynumda farkında olmadan ölen karısının kokusunu mu taşıyordum. sanırım asıl soru şu; hangimizi kokluyordu?