Pages

1 Aralık 2010 Çarşamba

mektubum var sana...

seni aramıyorum... sormuyorum. çünkü haklı kırgınlığımı yaşıyorum. onca yılın hatrına senden bir özür bile gelmedi.  parmağını kıpırdatmadın gönlümü almak için...
oysa ben her gün odamdan kaldırdığım fotoğraflarını-fotoğraflarımızı sakladığım yerlerden çıkarıp bakıyorum. öfkeyle...
annem ve babama hala görüşmediğimizi söyleyemiyorum. seni ne çok severler bilirsin.  kendi kızlarından ayırmazlar. sen ankara'da okurken annemle senden laf açıldımı "özledim cadı'yı, gelsin de ona katmer yapayım" der ağlardı.
biliyor musun ben hiç ağlamadım o geceden beri. beni doğumgünümde öylece bırakıp gittiğin o geceden beri... sahi çok eğlendinmi o akşam o adamla? asıl kutlamaya katılamadığın için bana jest yapıp birlikte geçireceğimiz bir akşam planlamıştın değil mi? en sevdiğimiz mekanda yine kız kıza gönlümüzce eğlenecektik... olmadı dostum, adamın biri gelip seni kandırdı. sana gitme diyemedim belki ama dolan gözlerim de sana bunu anlatamadı. keşke hiç çıkmasaydık o akşam. gündüz alışveriş yaparken ayağım kırılsaydı da gecemizi hastanede yada evde geçirseydik dedim kendi kendime defalarca sonraki günlerde. olmadı dostum, en özel günümde, sana en çok ihtiyacım olduğu bir anda, sıradan tek gecelik bir adamın koynunda geçirmek için geceyi, arkana bakmadan bırakmıştın beni asmalımescit'te...
sen benim kız kardeşimdin. çocukluğum, çocukluk arkadaşımdın. hani hep "nasıl tanıştığımızı bile hatırlamıyoruz, o kadar küçüktük ve hiç ayrılmadık" diye övünerek anlatırdık ya dostluk hikayemizi insanlara, şimdi "nasıl koptuğumuzu hiç unutamıyorum, o kadar büyümüştük ki artık bir arada olmamız anlam taşımıyordu" demek gelse de içimden susuyorum. bazı soranlara hala "dersleri var çok yoğun ondan görüşemiyoruz" diyorum. annanem hala merak ediyor ne zaman mezun olacak bu kız diyor... "onun okulu bitmez üniversitede hoca olacak o hocaa" diyorum. oysa sabırla üniversiteyi bitirip istanbul'a döneceğin günleri nasıl beklediğimi bi ben biliyorum o yıllarda. keşke hala sen ankarada ben istanbulda olsaydık. özlemle telefonlaşıp saatlerce konuşsaydık. ben seni her gelişinde sanki evin yolunu bilmiyormuşsun gibi otogardan karşılasaydım... neyse keşkelerin bir anlamı yok çünkü artık biz diye bir şey yok... 22 yıl nasılda geçmiş dimi. 27 yaşımın en  acı armağını oldun bana. geriye kalan yüzlerce fotoğraf sayısız anı hala nefes alan birlikte yaşattığımız eşyalar ve büyüttüğümüz hayaller. bu gece bunları neden yazdım bilmiyorum. ama evet belki okursan, bil diye özlediğimi... ve yine bil diye özlediğimi sana asla söylemeyeceğimi...

4 yorum:

celly dedi ki...

Off jnm cok kotu oldumm beee:(

A-H dedi ki...

:(
neden bu kadar cok deger verip sonunda en kolay harcanan biz oluruz hep :(

Eliza Doolittle dedi ki...

Ayağım kırılsaydı da o geceye gidemeseydik - ne denli anlaşılır bi tepkiyse Rapunzel, bazen gidecek olanın gitmesi için ufacık tesadüfler yetiyor demek ki...
Bunca emek verilmiş bir dostluğun tek gecelik hazdan daha yüklü bir açıklaması olmalı...
Canın yanmasın, yeni çoğulluklarla, güzel yaşlar olsun!

huyumkurusun dedi ki...

Çok etkileyici bir yazı.Yaşadığın duyguyu öyle güzel anlatmışsın ki.Bu kadar değer verince insan beklediği değeri göremediğinde çok kırılıyor çok.Biliyorum bu duyguyu kızdığın kadar özlüyorsunda.Umarım aranızdaki dostluk bunuda aşar.