Pages

7 Ocak 2011 Cuma

Sorunsalım şudur ey ahali; Evli Erkekler!


Uzun zamandır kafamı meşgul eden bir konuyu ele almak istedim. 2010 yılı benim için çeşitli hengamelerle geçti, bir sürü şey yaşadım, bir sürü şeyi yaşayamadım, başıma gelenle gelemeyenler, değişiklikler, radikal kararlar, inişli çıkışlı bir iş hayatı, kaybedilen dostluklar, yitirilen inançlar, yeniden kazanılan umutlar, başlangıçlar, mucizeler… mucizeler…. Ama ilk defa hayatımın bir dönemine bir konu damgasını vurdu.

Sorunsalım şudur ey ahali; Evli Erkekler!

Gelecek yıllarda, 2010 denildiğinde aklıma ilk gelecek şey evli erkeklerin hayatıma musallat olma çabaları olacaktır. Etrafımda, gerek iş gerek sosyal ve arkadaş çevremde olmak üzere iyi niyetle sadece selam verdiğim ne kadar evli erkek varsa hepsi bir şekilde hayatıma girmeye çabaladılar. Biri önce olayı trajedisine bağladı, önce dost sohbetleri, uzun uğraşlar aile ve özel yaşantısından bahsedememeler daha sonra çözülmelerle kendini açık etti. Hepsinin derdi, zavallı kalplerinin(!), duygusal ve tensel anlamda bitmiş ama kağıt üzerinde hala evliliklerinin devam ediyor olmasıydı. “Evliyim ama buna evlilik denmez” diye başlayan cümlelerinde geçen “ama” lar, “rağmen”lerle daha da zavallılaşıyordu.

Yılın son altı ayında tanıdığım üç erkekte de aynı sözler, aynı yaşanamamış heyecanların hezeyanları ve açgözlülükleri vardı. Kendi anlattıklarının dışında (ki doğru analizlerde bulundum hep) aslında kurulan cümlelere, yapılan mimiklere, beden dillerine, yaşam tarzlarına ve kalitelerine baktığında güzel giden evlilikleri vardı. Çünkü hiçbiri de ayrılmanın eşiğinde değildi. Deliler gibi düşkün oldukları çocukları vardı, sadece evlerinde onları bekleyen, yemeklerini yapan, kahırlarını çeken, yıllardır üzerinde emekleri olan, onları adam eden, cemiyete sokan eşlerinin adı geçmiyordu. Çünkü bilinçaltlarında yatan, o her şeye “rağmen” adileşmiş aidiyet duygusu onları esir alıyordu. Ve yine hepsinin ortak noktası, iş güç kariyer sahibi, 30-35 yaş üstü erken evlilik yapmış, erken baba olmuş olmalarıydı. Üçüncüsünden sonra hepsini bir potada topladığımda birbirlerinin fotokopileri gibiydiler.

Birini kendimden uzaklaştırmadan muhabbeti kesmeden önce, karısı ile arasını düzeltmesi için sebepler yarattım. Saçma bir sebeple annesinin evine yolladığı, daha sonra çocuğunun bu durumdan etkilenerek vücudunda çıkan alerjik hastalıkların sebebi olduğunu ailesine bir şans daha vermesi gerektiğini defalarca anlattım. Bunu nasıl bir ruh haliyle kendime vazife edindim bilmiyorum. Sonra bir gün bana karısını ve çocuğunu evine getirdiğini söyledi. Hala şikâyetçiydi ama sonrasında bütün irtibatımı kesip benimle hiçbir şey yaşayamayacağını o kalın kafasına sokması için fazla uğraşmadım. Bir daha telefonlarına çıkmadım.

Diğeri de aynı sebeplerde ve aynı şartlarda bi adamdı. Bununla biraz daha ciddi bir iş ilişkimiz olduğundan mütevellit hiç uğraşmadan savıştırdım etrafımdan. İşin içinde iş olunca pençelerimi ve dişlerimi göstermekten çekinmedim, çünkü ısrarı ve çirkinliği halinde zarar görecek olan ben değil kendisi olacaktı.

Sonuncusu biraz daha geniş takılan bir amcaydı. Ona da ilk hamlesinde “üzerime alındım” durumu oluşturmamak için aptala yatıp, söylediği ve söylemeye çalıştığı şeyleri anlamazlığa gelerek arkadaşlık boyutunda kalsın, tavrımı düşüncemi duruşumu kendini aşmadan anlasın istedim. Anlatamamışım meğer! Ağzını açar açmaz biletini kesip uzaklaştırabildim.

Şimdi bütün bunlar sorun değil aslında. En fazla niyetini anlayınca yine bu yaptıklarım gibi söyleyeceğini söyler, hayatından tek kalemde çıkarırsın, bir daha aynı sokaktan bile geçmemek üzere. Evet hiç sorun değil. Gerçekten.

Ben bütün ardından kendimi sorgulamaya başladım. Bir yerde hata yapıyordum ama nerde yaptığımı bir türlü anlayamıyordum. Gelebilecek bütün hamlelere ve tekliflere tam anlamıyla gardımı almış, tepkimi koymuş olduysam da, onları bana getiren sebebi kendimde aramaya başladım. Sonraları düşündüğümde tüm bunların, 26. yaşımın 2. yarısında oluşmaya başladığını gördüm. Olaya toplumsal boyutlarda baktığımda, evlilik yaşımın gelmiş hatta geçmiş(!) olarak görüldüğü, çalışan, hayatını kazanmaya çalışan, belirli bir sosyal yaşantıya sahip olup, özgüveni olan bir kadının, evli bir erkeğe hayır demeyeceği mi düşünülüyordu? Ve etrafıma şöyle bir baktığımda, yaşıtlarım ve 25 ila 35 yaş arasında ki bütün evlenmemiş bekar yada boşanmış kadınların da aynı şeylere maruz kaldığını gördüm…

Şimdi bu evli erkeklere cevap vermeyen kadınlar yok mu? Var elbette, burada deşmek istediğim sadece erkekler değil. Çünkü sana gelmeden önce, yollarından istediklerini elde ettikleri kadınlar geçmiş. dolayısıyla sana da bakışları “ya tutarsa”  şeklinde oluyor. Ve yine hep söylediğim gibi, “bir kadının mağduriyetine aslında yine başka bir kadın sebebiyet veriyor”

Ben ne yazarsam yazayım, ne söylersem söyleyeyim bu konunun içinden çıkamayacağım. Anlamadığım, anlamak istediğim ve ısrarla kabul etmeyip savunduğum hayat çizgimde yoluma çıkan çakıl taşlarından sıkıldım… Bütün kadınlar adına….

Not: bu yazıyı hiçbir feminizm duygusu, duygusalı içermeden, maksadın sadece erkeklere sövüp sövüştürmek olmadan, herkesin kendi kapısının önündeki çöpü temizleyerek daha temiz bir yaşama sahip olacağımıza inandığım için yazdım.

Delirapunzel.

6 yorum:

rahat yazar dedi ki...

Ben görüyorum etrafta var böyle. Bir bayan tanıdık, görüştüğü adamın evli olduğunu sonradan öğrendi. Adamın verdiği maille face hesabı varmış sonra bakıyorlar ki orada married gözüküyor karısı ile fotoları var. Kız hemen uzaklaşmış. Kızın facebooku yok normalde ama başkasının faceinden girip mailini aratacağını düşünememiş adam:)

Zeyno dedi ki...

"Evliliğimiz kağıt üzerinde" diyen erkeklerin "çoğu"nda, eşlerinin hamile olduğunu bütün kadınlar olarak biliyoruz. Lakin, evli kadınlar da, evli/bekar demiyor artık maalesef...

TuTsİ dedi ki...

Uzak dur o insan görünümlü hain kurtlar dan.
Çözümü ne sen de ne başka yer de bu sorunların.
Onlar istemedikçe düzelmezler.
Ne erkeği ne kadını utanmaz yaptığı doğrudur kendine göre.
Usulca sokulup kendi şehveti için kullanmayı pek sever o hain yürekler.
Sen doğru ol
doğru olanı bul derim anca.

A-H dedi ki...

Ne yazik ki gun gectikce artiyor bunlarin sayisi, insan gibi insan kalmadi ulkemizde, sanirim bir kismida digerlerine ozenerek bakim bende bir deneyeyim ne olur sonucu diyerek atliyorlar bulduklari bayanin uzerine :(
Adalet, ahlak ve insanligin iyice oldugunu gormek ve bisey yapamamak ne yazik ki, cozumunun o kadar da kolay oldugunu sanmiyorum gun gectikce yozlasiyoruz...

zağanos dedi ki...

1. tamam erkeklerin bu konuda suçu yok değil ama bunu bile bile yapan kadınlar o erkeklerden daha suçlu
2. bence kimse evlenmemeli :) evlensede 2 yıl içinde boşanmalı ya da devlet bir kanun çıkarmalı 3 yıl içinde nikah tazelemeyenlerin nikahı düşmeli ve bekar sayılmalı bu kişiler
3. bekarlık sultanlık ama yalnızlık değil :) o yüzden sevin birilerini erkekleri ya da kadınları düşman olarak görmeyin. tabi ki bir ilişki yaşayacak biri olarak da görmeniz gerekmiyor ama güzel dostluklar olabilir değil mi

huyumkurusun dedi ki...

Dünya ne kötü bir yer oldu böyle.Gerçekten iğrençler ya o çocukları eşlerini ve senin yaşadıklarını düşününce.Bence en iyisini yapmışsın.